Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN
(İSTANBUL) - CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 414 sanıklı İBB Davası'nın 23. günü, tutuklu sanıkların savunmasıyla devam etti. Bugün duruşmada savunması alınan Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Akyüz, savunmasında meslek hayatını ve deprem konusundaki deneyimlerini anlatarak kendisine yöneltilen suçlamaları reddetti. Akyüz, “Hayatım boyunca teknik sorumluluğu, kamu güvenliğini ve mesleki ilkeleri önceledim. Bu iddianamede bana yöneltilen suçlamaları asla ve asla kabul etmiyorum. Bu dosyada isnat edilen suçları işlemedim. Bunlarda ne bir kastım, ne bir kusurum, ne de bir ihmâlim vardır” dedi. “Attığım her imzanın idari prosedüre, mevzuata ve kamu yararına uygun olduğunu özellikle ifade ediyorum” diyen Akyüz, mahkemede bulunma amacını ise “Bugün burada mesleki onurumu, yılların emeğini ve vicdani sorumluluğumu ortaya koymak için bulunuyorum” sözleriyle açıkladı. Duruşma, 20 Nisan Pazartesi günü devam edecek.
CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu İBB Davası'nın duruşması 23. gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda, devam ediyor.
Beyoğlu Belediyesi'ne ilişkin aralarında Başkan İnan Güney'in de olduğu, 3'ü tutuklu 7 kişi hakkındaki dosyanın bu davayla birleştirilmesi kararı sonrasında, davadaki sanık sayısı, 92'si tutuklu 414'e çıktı.
Duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Emrah Resul Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkan Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş ve İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın da aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar katıldı.
Duruşma, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu yakın koruması Mustafa Akın’ın avukatlarının savunmasıyla başladı. Avukatların savunmasının ardından İmamoğlu’nun koruma ekibi personeli Çağlar Türkmen’in savunması tamamlandı. Sonrasında ise Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Akyüz’ün savunmasına geçildi. Akyüz, Bakırköy’deki Capacity AVM’ye yönelik suçlamalarla, iddianamedeki 21 ve 24 numaralı eylemler kapsamında suçlanıyor.
“Ne kastım, ne kusurum, ne ihmâlim var”
Akyüz, savunmasında meslek hayatını ve deprem konusundaki deneyimlerini anlatarak kendisine yöneltilen suçlamaları reddetti. Akyüz, “Hayatım boyunca teknik sorumluluğu, kamu güvenliğini ve mesleki ilkeleri önceledim. Bu iddianamede bana yöneltilen suçlamaları asla ve asla kabul etmiyorum. Bu dosyada isnat edilen suçları işlemedim. Bunlarda ne bir kastım, ne bir kusurum, ne de bir ihmâlim vardır” dedi.
“Attığım her imzanın idari prosedüre, mevzuata ve kamu yararına uygun olduğunu özellikle ifade ediyorum” diyen Akyüz, mahkemede bulunma amacını ise “Bugün burada mesleki onurumu, yılların emeğini ve vicdani sorumluluğumu ortaya koymak için bulunuyorum” sözleriyle açıkladı.
“39 yıldır mühendislikten başka iş yapmadım”
Savunmasında kişisel geçmişine de yer veren Akyüz, çocukluğundan itibaren Bakırköy’de yaşadığını belirterek şunları söyledi:
“Ben üç aylıkken ailemle birlikte Bakırköy’e geldim. İlkokul, ortaokul ve liseyi burada okudum. 1985 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünden mezun oldum. İki yıl yurt dışında dil eğitimi aldım, askerlik görevimi yaptım. Terhis olduktan hemen sonra çalışmaya başladım.”
Meslek hayatının tamamını mühendislik alanında geçirdiğini vurgulayan Akyüz, “İşe başladığımdan bugüne kadar, iki yıl İngiltere hariç, 39 yıl boyunca mühendislik dışında hiçbir iş yapmadım. Mesleğimi sadece bir iş olarak değil, kamu sorumluluğu taşıyan, insanların yaşamına dokunan bir alan olarak gördüm” dedi.
“Deprem gerçeği 1999’dan önce zihnime kazındı”
Deprem konusundaki farkındalığının 1999 öncesine dayandığını anlatan Akyüz, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde düzenlenen bir sempozyumu hatırlattı:
“1999 depreminden önce, İnşaat Mühendisleri Odası’nın düzenlediği ‘İstanbul’da Deprem Sempozyumu’na katıldım. Orada Kuzey Anadolu Fay Hattı’nı, İstanbul’un deprem geçmişini ve risklerini öğrendim. İstanbul’un birinci derece deprem bölgesi olduğu anlatıldı. Bu bilgiler benim zihnime kazındı.”
1999 Marmara Depremi sonrasında sahada aktif görev aldığını belirten Akyüz, özellikle Avcılar’daki incelemelere dikkat çekti:
“Depremden sonra Avcılar’da haftalarca çalıştım. Yıkılan ve hasar gören binaları inceledik. Projelerde yer alan kolonların sahada olmadığını, kirişlerin yapılmadığını, projeye aykırı uygulamaların yaygın olduğunu gördük. Bu benim için çok ciddi bir deneyim oldu.”
“Yapı denetim sistemindeki eksiklere itiraz ettik”
Deprem sonrası çıkarılan düzenlemelere de değinen Akyüz, 4708 sayılı Yapı Denetim Yasası’na ilişkin eleştirilerini şöyle anlattı:
“Başlangıçta müteahhitlerin kendi yapı denetim firmalarını seçmesi ciddi bir sorundu. Biz meslek odası olarak buna itiraz ettik. ‘Müteahhit ile denetçi bir araya gelmemeli’ dedik. Bu sistem ancak 2020 yılında düzeltildi.”
“Örgüt üyeliği suçlamasını kabul etmiyorum”
Bakırköy’de uzun yıllardır hem mesleki hem de sosyal olarak aktif olduğunu belirten Akyüz, “Bu nedenle şahsıma isnat edilen örgüt üyeliği suçlamasını asla kabul etmiyorum. Hayatım boyunca kamu yararını gözeterek çalıştım” dedi.
“İfadelerim iddianamede yok”
Akyüz, soruşturma sürecinde verdiği ifadelerin iddianamede yer almadığını öne sürerek şunları söyledi:
“Kollukta, savcılıkta ve sulh ceza hakimliğinde ifade verdim. Bunların hiçbirini iddianamede görmedim. Eylem 21 ile ilgili verdiğim tek bir satır yok. Eylem 24’te ise sadece birkaç satır var.”
Cezaevindeyken savcılığa iki ayrı dilekçe yazdığını belirten sanık, “Bu dilekçelerde tahliye talebinde bulunmadım. Sadece vicdani sorumluluğumu yerine getirmek için Capacity AVM’nin betonarme projesine ilişkin teknik bilgilendirme yaptım. Ancak bu dilekçelerime de herhangi bir dönüş olmadı” dedi.
“Somut delil yok, ifadeler soyut”
Kendisi aleyhine olan beyanların güvenilir olmadığını savunan Akyüz, şu ifadeleri kullandı:
“Bu dosyada HTS kayıtları, banka hareketleri, teknik takip gibi somut hiçbir delil yok. Aleyhime olan tüm ifadeler müştekiler, müştekiyle ilişkili kişiler, gizli tanık ve etkin pişmanlıktan yararlananların beyanlarıdır. Bunların tamamı soyut ve subjektiftir.”
“Tüm işlemler mevzuata uygun”
Akyüz, görev süresince yaptığı işlemlerin tamamının kurumsal çerçevede yürütüldüğünü belirterek, “Hiçbir kimseden, hiçbir kişi adına talepte bulunmadım. Ne aracı kullandım ne birini yönlendirdim. Tüm işlemler mevzuat çerçevesinde, resmi yazışmalarla ve kurumsal işleyişle yürütülmüştür” dedi.
“Yetkim sınırlıydı”
Görev tanımını da açıklayan Akyüz, belediyedeki yetkilerinin sınırlarına dikkat çekti:
“Ben teknik başkan yardımcısıyım. İmar, Kentsel Dönüşüm ve Emlak müdürlükleri bana bağlıydı. Ancak kişisel olarak plan değiştirme yetkim yoktur. Bir alanı imara açamam, yapı yüksekliğini değiştiremem. Bu kararlar teknik birimler, komisyonlar ve meclis süreçlerinden geçer.”
“Ben insan olmanın, vicdan sahibi olmanın gereğini yaptım. Gerekirse bir günlüğüne bile olsa aynı tavrı yine gösterirdim”
Akyüz, savunmasının devamında şunları söyledi:
“1990’lardan bu yana bu ülkede birçok büyük acıyı birlikte yaşadık. 1999 Marmara depremi, ardından Kaynaşlı-Bolu depremi, Van depremi, İzmir depremi ve en son 6 Şubat 2023’te geniş bir coğrafyayı etkileyen Kahramanmaraş merkezli depremler…
Bu salonda bulunan birçok arkadaşımız da o süreçte sahadaydı. Haftalarca, aylarca deprem bölgelerinde görev yaptılar. Orada yaşananları gerçekten anlayabilmek için o sahada bulunmak gerekir. Televizyondan izlemekle, birebir yaşamak aynı şey değildir.
Orada insanların hayatlarının nasıl bir anda sıfırlandığını görüyorsunuz. Ailesini kaybedenleri, yakınlarının cenazesine dahi ulaşamayanları görüyorsunuz. Aradan bu kadar zaman geçmesine rağmen hâlâ enkazların bulunduğu, hâlâ kayıpların arandığı bir gerçeklikten bahsediyoruz.
Bütün bunları görmüş bir insan olarak, böyle bir konuda nasıl kayıtsız kalabilirdim? Nasıl “bana ne” diyebilirdim?
Ben Capacity AVM ile ilgili tavrımı bu nedenle aldım. Eğer o gün o sorumluluğu göstermeseydim, bugün belki burada olmazdım. Ama ben insan olmanın, vicdan sahibi olmanın gereğini yaptım. Gerekirse bir günlüğüne bile olsa aynı tavrı yine gösterirdim.
Çünkü bu tür felaketler telafisi olmayan, bir kez yaşandığında geri dönüşü olmayan olaylardır. Capacity AVM gibi bir yerde, aynı anda 10-12 bin insanın bulunduğu bir ortamda, en küçük ihmalin dahi nelere yol açabileceğini hepimiz biliyoruz.
Bu nedenle bu konuda hassas davranmak bir tercih değil, bir zorunluluktur. Ben bu noktada alnım açık, başım dik konuşuyorum. İyi ki o tavrı sergilemişim, iyi ki gereğini yapmışım.
Sonrasında ne kadar mesafe alındığı benim kontrolümde değildir. Ama en azından bugün burada, bu duruşmada, bu konunun ciddiyetinin herkes tarafından daha iyi anlaşılacağını umut ediyorum.
“Yapılan işlemler hukuka uygundur”
Bakırköy Belediyesi’nin 5. İdare Mahkemesi’ne yaptığı başvuru sonucunda mahkeme açık ve net bir karar vermiştir: Yapılan işlemler hukuka uygundur.
Mahkeme, söz konusu yapıların 31.12.2017 tarihinden sonra inşa edildiğini tespit etmiş; tutanakların doğru olduğunu açıkça hüküm altına almıştır. Bu karar dosyanızda da mevcuttur.
Bununla da kalmamıştır. Capacity AVM tarafı, mahkemeye gerçeği yansıtmayan bir fatura sunmuştur. Ancak yapılan incelemede, bu faturanın 2008 yılına ait farklı bir işlemle ilgili olduğu anlaşılmış; mahkeme bu belgeyi dikkate almamış ve konuyu Cumhuriyet Başsavcılığı’na intikal ettirmiştir.
Devamında Capacity AVM tarafı Danıştay 6. Daire’ye başvurmuş, ancak Danıştay da bu itirazı reddetmiştir. Yani hem ilk derece mahkemesi hem de üst yargı merci, yapılan işlemlerin hukuka uygun olduğunu teyit etmiştir.
Bugün burada ifade veren müştekilerin ve mülkiyet sahiplerinin tamamına yakını hakkında, kendi adlarına ve şirketleri üzerinden yürüyen birden fazla idari ve ceza davası bulunmaktadır.
Bu noktada altını çizmek isterim ki; söz konusu kişilerin bizi şikâyet etmelerinin temel sebebi, bu davalarda kendilerine avantaj sağlamak ve yürütülen idari işlemleri tartışmalı hale getirmektir. Dolayısıyla, burada ileri sürülen iddiaların arka planı da bu çerçevede değerlendirilmelidir.
“Bu projede yapılması gereken neyse onu yaptım. Aldığım kararların arkasındayım”
Sayın Başkan, Sayın Mahkeme Heyeti, aynı zamanda Büyükşehir Belediye Meclis üyesiyim. 14 Nisan tarihinde, Sayın Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından yapılan ilk meclis toplantısına katıldım. Toplantıda önce iki CHP’li meclis üyesi hukuki ve siyasi değerlendirmelerde bulundu ve yerlerine oturdular. Ardından, daha önce tanımadığım ve orada adının Orkun Bey olduğunu öğrendiğim MHP Grup Başkanvekili söz aldı. Kendisi, “Bu Capacity meselesi var, bununla ilgili ne olacak?” diye sordu.
Bunun üzerine yerimden söz alarak, burada huzurunuzda anlattığım hususları orada da detaylı şekilde izah ettim.Kendisinin verdiği cevap ise aynen şuydu:
“Burada olduğun için ve bu konuyu açtığım için sizden özür dilerim. Bilseydim bu konuyu gündeme getirmezdim. Ama anlattıklarından ikna oldum, gerekeni yapmışsın.”
Bu benim için önemli bir göstergedir. Çünkü herhangi bir siyasi yakınlığımız olmayan bir meclis üyesi dahi, süreci dinlediğinde yapılan işlemin doğruluğunu kabul etmiştir. Bu nedenle açıkça ifade ediyorum: Bu projede yapılması gereken neyse onu yaptım. Aldığım kararların arkasındayım. Ve hiçbir şekilde, hiçbir konuda en ufak bir pişmanlık duymuyorum.
“İstanbul’da olabilecek bir depremde, Capacity AVM’ye Allah göstermesin ceset torbası yetişmez”
Şimdi ben tutuklandım, geldim, buradayım. Ama şu an rahatladım. Niçin rahatladım biliyor musunuz? Artık salon bu olaya ortak. Ben ne kadar düşünüyorsam, bu salondaki herkes de kendini o kadar sorumlu hissetmeli diye düşünüyorum. Üstümden büyük yük kalktı. Geldim burada televizyon izliyorum; 10 Ağustos Sındırgı merkezli bir deprem oldu 6.1 şiddetinde. Bir tane bina yıkıldı Sındırgı merkezinde, metruk binalarda biraz hasar aldı. Televizyon, yıkılan binanın enkazında arama kurtarma çalışmaları yaparken röportaj yapıyor. Adamın biri geldi dedi ki —yerde de eczane tabela kırıntıları var— 'Burada pide salonu var, pide salonu kolon kesmiş, bina o yüzden yıkıldı.' Adam gitti, ertesi gün baktım; binanın müteahhiti ve mal sahibi gözaltına alındı. Ertesi gün baktım; mal sahibi tutuklanmış, müteahhit bırakılmış.
Aynı hafta, 10 Ağustos'un haftası; Kahramanmaraş'ta Ezgi Apartmanı sanıkları 520 gün sonra Ankara'da yakalandı 2 kişi. Suçları ne? Ezgi Apartmanı'nın giriş katındaki pastanenin sahibi, tadilat yaparken kolon kesmişler, bina yıkılmış, 35 kişi vefat etmiş. Gene yılbaşında, Aralık'ta bu dava televizyonda... Antep'te Furkan Apartmanı; 4 binalı bir site. 4 binalı bir sitede Furkan Apartmanı yıkılıyor kolon kesildiğinden dolayı; 53 kişi ölmüş. Binanın zemin katında ve bodrum katında bir mobilya mağazasının kolon kestiği konuşuluyor. New York Times Amerika’da meşhur, yılbaşında makale yayınlıyor. Fayların İstanbul’u sıkıştırdığını, İstanbul’un tehlike altında olduğunu Amerika’daki New York Times dergisi yazıyor. Aynı süreçte Almanya’da bir bilim dergisi İstanbul’u etkileyecek fayları yazıyor. Ve İstanbul Başkonsolosluğu Amerika’nın web sayfasında duyuru yapıyor İstanbul tehlike altında önlem alın diye.
Bütün bunları anlatıyorum, bir örnek daha vereceğim. Gebze’de bir bina yıkıldı bilir misiniz? Sabaha karşı bina çöktü, devrildi. Onun da zemin katında eczane vardı. Zemin katta eczane, üstünde üç daire var. Sabah 8’de yıkıldığı için eczane boş. Üç dairenin ikisi de boş, bir dairede anne baba üç evlat var. Sabah 8’de bina devriliyor. Öğlen televizyonda büyük puntolarla işte 626 tane AFAD görevlisi iş başında. Onlarca araç gereç, termal kameralar, köpekler. Sabah 8’de devrilen binada akşam 9’da, bir daire var zaten, akşam 9’da üç tane çocuğa ulaşıyorlar. İkisi rahmetli oluyor, biri de kurtarıyorlar. Gece 12’de de anne babayı vefat etmiş olarak... Şunu demek istiyorum; bir bina yıkılıyor, 626 tane AFAD görevlisi orada, devlet orada, araç gereç orada, her şey orada, tek daire binanın oturan kişilerine 15 saatte ulaşılamıyor. Siz öyle bir anda İstanbul’da olabilecek bir depremde, kapasite AVM’yi Allah göstermesin ceset torbası yetişmez. Onun için bu sorunun üstüne bir daha tekrar oluyor ama ivedilikle gitmenizi temenni ediyorum.”
Mahkeme Heyeti, çapraz sorguya geçmeden duruşmayı bitirdi. Duruşma, 20 Nisan Pazartesi devam edecek.

