(ANKARA) - Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, iktidara seçim çağrısında bulunarak, "Hadi gelin seçime gidelim. Bakalım vatansever AK Parti'li seçmen, milliyetçi MHP seçmeni sizin Öcalan'la kol kola girmenize ne diyecek? Onun için tekrar ediyoruz: Anayasa'nın gereği yerine getirilmeli. Bir ara seçim olmalı ama biz seçimin her türlüsüne Zafer Partisi olarak hazırız ve Türk milleti de artık kendisine söylenen yalanlar karşısında yeni bir seçim istiyor, sandığın gelmesini istiyor" dedi.
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, Şanlıurfa'nın Siverek ilçesindeki Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde ve Kahramanmaraş'ta Ayser Çalık Ortaokulu’nda düzenlenen saldırılara ilişkin açıklamalarda bulundu.
Özdağ, "Ne yazık ki üzücü bir gündemle başlamak zorundayız. Şanlıurfa Siverek'te ve Kahramanmaraş'ta yaşanan çok üzücü ve toplumumuz için travmatik olan 2 eylem gerçekleşti. 8 çocuğumuzu ve kahraman bir öğretmenimizi, öğrencilerini korumak için vücudunu siper eden öğretmenimizi kaybettik. Bu konuyla ilgili önümüzdeki günlerde de tartışmalar, konuşmalar devam edecektir muhakkak. Her zaman olduğu gibi bu hadisede de bilimin ışığında yol almamız gerektiğini düşünüyorum" diyerek, sözü Zafer Partisi Özel Çalışmalar Başkanı Prof. Dr. Sertaç Ak’a bıraktı. Ak, konuya ilişkin şunları söyledi:
"Bu elim hadise ani gerçekleşen bir durum olduğu için üzerinde bilimsel çalışma yapmanın imkanı oldukça düşük. Literatürü taradığımızda, ki biz son 4-5 yıldır psikiyatri camiası ve klinik psikoloji ve sosyal psikoloji camiası olarak kendi aramızdaki konuşmalarımızda böyle benzeri olayların ülkemizde gerçekleşebileceğini bekliyorduk. Ne yazık ki yanılmadık. Tahminlerden daha sık bu olay. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nde 9 yıllık takip yapılan bir çalışmada 288 baskın not edilmiş. G7 ülkelerine baktığımızda, yani Amerika dışındaki 6 ülkeye baktığımızda bu aynı süre içinde sadece 5 olay. Amerika Birleşik Devletleri'nde aşağı yukarı diğer ülkelerin 57 kat fazlası görülüyor. Yani 9 yılda 5 ülkede sadece 5 olay varken ne yazık ki geçtiğimiz günlerde 2 olayı üst üste yaşadık. Hatta belki de bir 3’üncü olay son anda engellendi.
"Saldırganlardan farklı bir profilleri olduğunu görüyoruz"
Bu saldırganlara baktığımızda diğer psikopat, antisosyal kişilik bozukluğu ya da şiddet içeren suçlarla ilgili davranış gösteren saldırganlardan farklı bir profilleri olduğunu görüyoruz. Yapılan çalışmalarda temel olarak 3 farklı alanda bu saldırganlar sınıflanabiliyorlar. Örneğin, bu üç alanı söyleyecek olursak, sosyodemografik alanda diğer suçlulardan ve insanlardan farklılaşıyorlar, akıl sağlığı alanında farklılaşıyorlar ve olay öncesi yaşadıkları zorlu yaşam olayları açısından farklılıklar var.
"Bu eylemi gerçekleştirenlerin önemli bir kısmı eylemin sonunda kendi yaşamlarına son veriyorlar"
300’ün üzerindeki saldırgan üzerinde yapılan çalışmalarda yaş ortalaması 19. Orta alt ya da orta sosyoekonomik düzeydeler. Şiddet içeren suçlarda beyaz Amerikalı sıklığı azken, burada yüzde 56 ile beyaz Amerikalı sıklığı söz konusu. Erkekler daha yoğun. Fakat bu veri çok sağlıklı değil. Sosyodemografik olarak anne baba geçimsizliği, anne baba ayrılığı bu grupta yüzde 71 oranında görülüyor. Bu çok önemli. Akıl sağlığına gelecek olursak, pek çok kişi bunların akıl sağlığının ileri derecede bozuk hatta bir kısmı için şizofreni gibi adlandırmalarda bulunuyor. Ama hayır, ağır akıl hastalıkları bu grupta yüzde 7 oranında görülüyor sadece. Fakat bu grupta yüzde 55 oranında depresyon ve intihar düşüncesi görülüyor. Zaten bu eylemi gerçekleştirenlerin önemli bir kısmı da eylemin sonunda kendi yaşamlarına son veriyorlar. Yani herhangi bir şiddet içeren eylemi gerçekleştiren bir suçlu gibi değiller. Herhangi bir şekilde onları ölüm cezasıyla, hapis cezasıyla korkutamazsınız. Çünkü onlar zaten vazgeçmiş durumdalar. Öz saygıları düşük gençler oluyorlar genelde. Sorunlarla başa çıkma becerileri düşük çıkıyor. Öfke kontrol güçlüğü olay öncesinde okul notlarına bu kişilerin çoğu zaman alınmış ve şüpheci kişilik yapısı ön planda.
Üçüncü başlık ise zorlu yaşam olayı. Bunlar tetiği çeken olaylar. Saldırı öncesi en sık karşılaşılan yüzde 74 oranında arkadaşları tarafından dışlanma, reddedilme, akram zorbalığına maruz kalma ve karşı cins tarafından reddedilme görülüyor. Bunun, aile tarafından iyi ele alınamaması, sonrasında okuldan da herhangi bir destek görmediği de denkleme katılınca sonuç gerçekleşiyor. En sık tetikleyici ne diye bakıldığında, karşı cinsten ayrılık, reddedilme ya da bir ders, spor ve benzeri konularda başarısız olma tetiği çeken son olay oluyor."
"Her okulun başına silahlı bir güvenlik görevlisi dikmek açıkçası geçici bir çözüm olur"
Konuya ilişkin çözüm önerilerinde bulunan Ak, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Her okulun başına silahlı bir güvenlik görevlisi dikmek açıkçası geçici bir çözüm olabilir ama teşbihte hata olmaz. Orada bataklık var. Biz burada sivrisinek gelir diye uğraşırsak bataklığın sulanması devam ettiği sürece bu sorun devam edecektir. Ki bugün aynı sorunu toplumumuza yayılan uyuşturucu sorunu da görüyoruz. Biz daha torbacıları okulların önünden temizleyemedik. Kök nedenine inmeden, yani biraz önce anlattığım bu sosyodemografik verilere sahip, akıl sağlığında depresyon ve intihar düşüncesine doğru gelmiş, zorlu yaşam olaylarını göğüsleyemeyen ve ailesi tarafından da bunun iyi ele alınamadığı ve özellikle de devamsızlık yapan gençlere, öğrencilerimize okuldaki psikolojik danışmanların müdahale etmesi gerekiyor. Hemen her okulda bulunan psikolojik danışmanlarımıza ciddi bir görev düşüyor.
Burada da yalnız Mili Eğitim Bakanlığı ve diğer bakanlıklar arasında ciddi bir koordinasyonsuzluk olduğunu biliyoruz. Çocuk suçluluğu çalışan arkadaşlar çok iyi biliyorlar ki çocuğun suça sürüklenmesinin en büyük belirleyicisi nedensiz okul devamsızlığı ve ailenin de bundan çok bilgisinin olmaması. Fakat bu tür okul devamsızlığının bilgisini bile Mili Eğitim Bakanlığı'nın daha paylaşacak bir sistemi yokken böyle bir durumda ailevi sorun yaşayan, arkadaşları tarafından reddedilen, romantik olarak reddedilen, öfke kontrol güçlüğü olan ve bu gibi belirtileri daha öncesinden bağıra bağıra söyleyen bir genci saptayabilir mi mevcut sistem? Çok emin değiliz ama istenirse, gerekli önlemler alınırsa, gerekli eğitimler verirse ben bu meselenin en azından hızlıca çözülebileceğini düşünüyorum.
"Saldırganların fotoğrafları, paylaşımları, saldırı sırasında ellerindeki silahlarla görüntüleri kesinlikle paylaşılmamalı"
Bir önerim de şu olacak basın mensubu arkadaşlara: Bilindiği üzere bu gibi eylemler yayılgandır. Yani bir kişi yaptığı zaman başka bir kişi başkalarını tetikler. O yüzden saldırganların fotoğrafları, paylaşımları, saldırı sırasında ellerindeki silahlarla görüntülerinin kesinlikle paylaşılmaması gerekiyor. Bu gibi olaylarda görüntüleri sadece yetkili kişilerin alması gerekiyor. Bunun dışındaki görüntülerin hiçbir şekilde, hiçbir mecrada bulunmaması gerekiyor. Çünkü ilk olay olduğunda sayın genel başkanımla konuştuk. Yıllardır bekliyorduk. Fakat ‘bu kadar yayınlanırsa devamı gelecek’ dedik. Ne yazık ki haklı çıktık."
"Eli kanlı, bebek katili Öcalan, kurucu önder diye tanımlanıyor ve ona yeni bir siyasi statü oluşturulmak isteniyor"
Ak’ın ardından tekrar kürsüye gelen Özdağ, ara seçim ve erken seçim gündemlerine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
"12 Nisan Pazar günü Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Özgür Özel ve mesai arkadaşları genel merkezimizi ziyarette bulundular ve önümüzdeki süreçle ilgili değerlendirmelerde bulunduk. Yine hatırlanacağı üzere Zafer Partisi olarak bir çağrı yapmıştık ve bu çağrımızda PKK'yla müzakerelerin bir milli güvenlik meselesi olduğunu, yapılması planlanan anayasal ve yasal değişikliklerin milli üniter ve laik devleti tasfiye etmeyi hedeflediğini ve milli devlet yerine çok uluslu, çok mezhepli, yeni kırılgan bir yapı oluşturulmak istendiğini ifade etmiştik. Narko terörist, eli kanlı, bebek katili Abdullah Öcalan, kurucu önder diye tanımlanıyor ve ona yeni bir siyasi statü oluşturulmak isteniyor. Buna olan itirazımızı güçlü bir şekilde ortaya koymuştuk ve şimdi görüyoruz ki Öcalan'a İmralı'da çalışma ofisi oluşturuluyormuş. Yani istediği yeni statüye adım adım yaklaşıyor. Ve bütün bu gelişmeler Türk siyasetinde dönüm noktasını oluşturuyor.
"Bu süreçten çıkış ancak Atatürk'te buluşmayla olur"
Gri alanlar ortadan kayboluyor. Siyah ve beyaz karşımıza çıkıyor. Bir tarafta milli üniter ve laik devleti DEM’le ve Öcalan'la değiştirmeyi hedefleyen proje taraftarları, diğer tarafta da Atatürk'ün mirası istiklal harbimizin sonucu olan milli üniter laik Türkiye Cumhuriyeti'ni savunan, koruyan siyasal partiler. Biz bu çerçevede Türkiye Cumhuriyeti'ni Türk, Kürt, Arap şeklinde etnik gruplara ayrıştıracak milli üniter devleti tasfiye edecek yaklaşımın karşısına Atatürk'le buluşmayı önerdik ve Cumhuriyet'in kuruluş felsefesini savunan siyasi partileri bir arada bu yoğun saldırıya karşı durmaya davet ettik. Bu davetimizin arkasındayız ve tekrarlıyoruz. Bu süreçten çıkış ancak Atatürk'te buluşmayla olur. Bu süreci Türk milletinin sağlıklı bir şekilde aşması ancak cumhuriyetimizin kuruluş felsefesine sadakatle, bağlılıkla ve bu felsefeyi 21. yüzyıla taşımakla olur.
Daha son seçimlerde bizim de içinde olduğumuz bütün muhalif partileri Öcalan'la işbirliği yapmakla suçlayan, 'bunlar seçilirlerse Öcalan'ı serbest bırakacaklar, PKK'ya af getirecekler' diyen Cumhur İttifakı'nın -ki o gün HÜDA PAR ile iş birliği yapmışlardı- şimdi bu işbirliğine Öcalan'ı ve DEM'i de kattığını görüyoruz. Hadi gelin seçime gidelim. Bakalım vatansever AK Partili seçmen, milliyetçi MHP seçmeni sizin Öcalan'la kol kola girmenize ne diyecek? Onun için tekrar ediyoruz: Anayasa'nın gereği yerine getirilmeli. Bir ara seçim olmalı ama biz seçimin her türlüsüne Zafer Partisi olarak hazırız ve Türk milleti de artık kendisine söylenen yalanlar karşısında yeni bir seçim istiyor, sandığın gelmesini istiyor.
"Eğer bir iktidar sandıktan ve milletten kaçmaya, seçimden korkmaya başlamışsa zaten siyasi vadesi dolmuş demektir"
Milletten korkmayın, milletten kaçmayın, sandıktan kaçmayın, milletin iradesinden çekinmeyin. Eğer bir iktidar sandıktan ve milletten kaçmaya, seçimden korkmaya başlamışsa zaten siyasi vadesi dolmuş demektir. Eğer bir iktidar seçim sandığından kaçıyorsa başarısız olduğunu kabul ediyor demektir. Millete rağmen siyaset ve millete rağmen iktidar olmaz. Ve süre uzadıkça, seçimler geciktikçe halkın siyasi tepkisi daha da artacaktır ve sonunda iktidardan gideceksiniz ve Türkiye yeni bir iktidarla tanışacak."
